İçeriğe geç

Görmek kitabı Körlük’ün devamı mıdır ?

Görmek Kitabı Körlük’ün Devamı Mıdır? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme

José Saramago’nun “Körlük” adlı romanı, insanlığın toplumsal yapısını ve bu yapının kriz anlarındaki tepkilerini derinlemesine sorgulayan bir başyapıttır. Saramago’nun 1995’te yayımlanan bu eserinde, bir şehirde tüm insanların bir anda kör olması, toplumsal düzenin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serer. “Görmek” ise, “Körlük”ün devamı gibi görünse de, bir yandan toplumsal yapıları, cinsiyetleri ve eşitsizlikleri daha detaylı bir şekilde inceleyen bir yapıt olarak karşımıza çıkar. Ancak, “Görmek kitabı Körlük’ün devamı mıdır?” sorusu, aslında sadece bir edebi tartışma değildir; aynı zamanda toplumumuzun görme biçimlerine, körlüklerine ve adaletsizliklerine dair derin bir sorudur.

Görmek ve Körlük: Birbirini Tamamlayan Kavramlar mı?

Körlük, sadece fiziksel bir durum değil, toplumsal bir körlük anlamına gelir. Saramago’nun “Körlük” romanında, insanların kör olması bir metafor olarak kullanılır. Toplumun bireyleri birer birer kör olurlar, fakat bu körlük fiziksel olduğu kadar toplumsal ve ahlaki bir anlam taşır. Aynı şekilde, “Görmek” kitabında da bireylerin görebildikleri, aslında ne kadarını gördükleriyle alakalı bir sorgulama yapılır. Görmek, bazen sadece gözlerimizle algıladıklarımızdan ibaret değildir. Gözlemlerimde, İstanbul’un kalabalık caddelerinden, toplu taşıma araçlarından ve işyerlerinden edindiğim izlenimler de bu durumu doğrular niteliktedir.

Özellikle kadınların sokakta gördükleri ya da gözlerinden kaçan pek çok durum, toplumsal bir körlüğün örneklerini oluşturuyor. Kadınlar, toplumsal cinsiyet nedeniyle sürekli olarak bir tür “görmeme” ile karşı karşıya kalıyorlar. Kadınların sokakta yolda yürürken ya da toplu taşıma araçlarında yalnızken yaşadıkları bu körlük, fiziksel bir engel olmaktan çok, toplumsal normların ve kalıpların etkisiyle şekilleniyor. “Görmek kitabı Körlük’ün devamı mıdır?” sorusunun bir yanıtı belki de bu noktada yatmaktadır: toplumsal körlük, kadınların yaşadığı her günkü durumlarda, etraflarındaki dünyayı görmelerini engellemektedir.

Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Görmek ve Körlük İlişkisi

İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde yaşarken, çeşitliliğin zenginliğini görmenin ne demek olduğunu daha iyi kavrıyorsunuz. Farklı etnik kökenlerden, inançlardan, kimliklerden gelen insanların bir arada yaşadığı bir şehirde, çeşitliliğin ne kadar çok boyutlu ve karmaşık olduğunu fark etmek, her bireyin günlük yaşamda maruz kaldığı toplumsal körlükleri gözler önüne seriyor. Bu çeşitliliğin yanında, çoğu zaman insanların farklılıkları nasıl göz ardı ettikleri veya bu farklılıklara karşı kör olduklarını gözlemliyorum.

Sosyal adaletin sağlanması ve insanların eşit koşullarda yaşaması, bu “görmeme” alışkanlıklarını aşmakla mümkün olabilir. Bir sabah işe giderken, Kadıköy’de sokakta yürüyen bir grup engelli vatandaş gördüm. Her biri kendi engeliyle, etrafındaki kalabalıktan farklı şekilde etkileniyordu. Ancak çoğu insan, bu insanları “görmedi”. Birbirlerine çarptıkları ya da bir engel nedeniyle zorlandıkları durumlarda kimse yardım etmiyor, gözlerini kaçırıyordu. Bir başka deyişle, insanların gözleri kör değil belki ama bu kişiler, toplumsal yapılar ve engeller yüzünden görünmeyen hâle geliyordu. Bu durum, “Görmek kitabı Körlük’ün devamı mıdır?” sorusunun önemli bir yanıtıdır. Gerçekten görmek, sadece gözlemlerimize değil, aynı zamanda insanların maruz kaldığı toplumsal engellere ve eşitsizliklere duyarlı olmakla ilgilidir.

Sosyal adaletin tam anlamıyla sağlanabilmesi için, sadece fiziksel engelleri görmek yetmez. Eşitsizliklerin, ayrımcılığın ve dışlanmanın gözlemlenmesi, bu sosyal körlüğü aşmak için gereklidir. Kadınların, LGBTİ+ bireylerin ve engellilerin toplumda daha fazla görünür olabilmesi için bu körlüğü aşmamız gerekiyor. Saramago’nun eserlerinde olduğu gibi, toplumdaki körlükler sadece bireysel değildir; bu körlükler, toplumsal yapıların ve normların etkisiyle derinleşir.

Görmek: Teori ile Günlük Hayat Arasındaki Bağlantı

Görmek kitabında, insanların sadece gözleriyle değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bağlamda da “görmedikleri” pek çok şey bulunmaktadır. Toplumda herkesin eşit şekilde görülmediği, bazı kimliklerin ve grupların “görünmeyen” hâle geldiği bir düzende, adaletin sağlanması mümkün değildir. Toplumun bu körlüklerine karşı duyarsızlaşması, sosyal adaletin önünde büyük bir engel oluşturur.

Örneğin, toplu taşıma araçlarında engelli bireylerin yaşadığı zorluklar, kadınların sokaklarda karşılaştığı cinsiyetçi bakışlar ya da LGBTİ+ bireylerin maruz kaldığı ayrımcılık, insanların “görmeme” alışkanlıklarını temsil eder. İstanbul’da bir sabah işe giderken, engelli bir bireyin toplu taşıma aracıyla seyahat ederken karşılaştığı zorlukları gözlemledim. Arabaya binerken, ne yazık ki kimse ona yardım etmeye çalıştı. Herkes meşguldü, kimse ne olduğunu görmüyordu. Bu, aslında toplumsal körlüğün bir örneğidir. “Görmek”, sadece gözle değil, insanlara karşı duyduğumuz empatiyle ilgilidir.

Sonuç: Görmek ve Körlük Arasındaki Derin Bağlantılar

Sonuç olarak, “Görmek kitabı Körlük’ün devamı mıdır?” sorusuna verilecek yanıt, yalnızca edebi bir değerlendirmeden öte toplumsal bir sorgulamadır. Gerçekten görmek, bireylerin ve toplulukların karşılaştığı engelleri, dışlanmayı ve eşitsizlikleri gözlemlemeyi gerektirir. Görme, sadece fiziksel bir algılama değil, aynı zamanda toplumsal yapıları ve eşitsizlikleri fark etmektir. Bu anlamda, “Görmek” kitabı, toplumsal körlüklerin derinlemesine bir incelemesi olarak, “Körlük”ün devamı değildir; aksine, körlüğün neden olduğu yapısal eşitsizlikleri görme çabasıdır. Bu körlükleri aşmak, her birimizin toplumsal duyarlılığımızı artırarak, daha adil bir dünya yaratma yolunda atacağımız önemli adımlardan biridir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
https://elexbett.net/betexper.xyz